MİNYATÜR SANATI

Güncelleme tarihi: 8 Eyl 2021


Adını kırmızı renkten alan, incelikle işlenmiş küçük ve renkli resimlerin genel adı olan minyatür kelimesi, Latince “miniare” fiilinden türemiş. Bu terimin Türkçe’ deki karşılığı “kırmızı ile boyamak”. El yazması kitapların başlığı maden kırmızı ile renklendirildiğinden bu isim ortaya çıkmış. Osmanlı Türkçesi’nde ise ayni kelime “nakış” veya “tasvir” olarak anılmaktadır. Çinliler ve Türker’den İranlılar’a daha sonra ise Avrupa’ya geçmiş bir sanat olan minyatür, sanat bakımından, kitaptaki konuyu açıklayan ve gerektiğinde en ince ayrıntılar üzerinde durulan geçmişte ince ayrıntıları resmetmek için kullanılırmış. Minyatür sanatının fırçaları yavru kedilerin tüylerinden yapılırmış ve “tüy kalem” olarak anılırmış. Yapım aşamasında tam anlamıyla bir sabır sınayıcı niteliğinde olan minyatür sanatı konuları genellikle toplumun kültür, örf ve adetlerini yansıtmaktadır. Geçmişte genelde savaş, düğün, tören, destan, aşk ve felaket gibi konular resmedilirmiş. Resimler tam bir perspektife sahip olmasa da en uzaktaki figürler bile en detaylı şekilde kâğıda aktarılırmış. Avrupai perspektifteki gibi ışık ve gölgeler detaylarının kullanılmadığı bu teknikte mesafe farkını vurgulayan başka bir detay da bulunmamakta. Minyatür sanatının en ilginç özelliklerinden bir diğeri ise kişilerde boy kavramının çizilen kişinin önemine göre uzaması ya da kısalması; ana karakter daima en öne yerleştirilip uzun boyla vurgulanırmış. Burada önce eskiz halinde çizilen resim ardından kâğıt üzerine aktarılıp is mürekkebi ve kök boya gibi güçlü maddeler ile renklendirilip sonra altın ile parlatılırmış. Kanuni döneminde “şehnamecilik” adıyla yeniden doğan bu meslek, tarihi olayları yazı ile kayıt altına alırken aynı zamanda minyatürleştirip bir arşiv yaratma işlemine hizmet etmiştir. Geçmişte çok değerli el yazmaları arasında unutulan minyatür eserleri, toplum tarafından bu resimlerin görülmesi ve sevilmesi acısından bir sorun olmuştur. Maalesef bu eserleri çok sınırlı sayıda uzman dışında kimse görememiştir, oysa toplumumuzun kültürünü tanıması açısından çok önemli rol oynar. Tarihe damgasını vurmuş minyatür sanatçıları; Matrakçı Nasuh, Levni ve daha modern bir yaklaşım sergilemiş Nusret Çolpan’dır.



Bosna asıllı Matrakçı Nasuh, hem Piyade hem de Devşirme sisteminden geçen yetenekli bir Yeniçeri, kılıç ustası ve zekasıyla tanınan keskin nişancıydı. Kendisi aynı zamanda matematikçi, öğretmen, tarihçi, haritacı, kılıç ustası, mucit, ressam, çiftçi ve minyatürcüdür. Bir çeşit menzilnâme olan minyatür eserleri; 16. yüzyıldaki Osmanlı´nın “bilinmeyen topraklar”ını günümüze taşıyarak, şehircilik ve coğrafya alanına katkıda bulunmaktadır. Kendisi Google Earth sistemini yaklaşık 500 yıl önce kurgulamıştır. Eserlerinde yeryüzünün kuşbakışı görünümünü resmeder. Buna karşın şekilleri tepeden değil, sanki karşıdan görüyormuş gibi çizmiştir. Levni, asıl adı Abdülcelil Çelebi, Osmanlı minyatür sanatçısı, halk şairi. Lale Devri’nin yaşamış sanatçı, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcisidir. 17. yüzyılda zayıflamaya başlayan minyatür sanatı, 18. asırda eserler veren Levnî ile birlikte tekrar canlansa da sonrasında gözden düşer ve derin bir uykuya dalar. Türk minyatür sanatı, Levnî’den sonra ilk özgün eserini verir genç bir minyatür sanatçısının ellerinde. “Fatih’in Öfkesi” adını taşıyan bu çalışma Nusret Çolpan imzasını taşımaktadır.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör